Blog

İstiklal Caddesi’nde ‘Yaratıcı Sanatın Evrimleri’nin izini sürmek

28 Mart 2019 Per

Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan eserleri içeren ve küratörlüğünü Necmi Sönmez’in üstlendiği “Söylenir ve Yarım Kalır Bütün Aşklar Yeryüzünde” sergisi ‘yaratıcı sanatın evrimleri’ni araştırıyor. Uluslararası koleksiyondan sunulan seçki, Cemal Süreya ve Turgut Uyar gibi Türkiyeli edebiyatçıların eserlerinden hareketle kavramsal çerçeveler çizen ve üç seneyi aşkın süredir devam eden araştırma serisinin son sergisi.

NAZ KOCADERE
nazkocadere@gmail.com

Sergi, adını aldığı Turgut Uyar’ın “söylenir ve yarım kalır bütün aşklar yeryüzünde” dizelerinin rehberliğinde, şiirin çoklu ve dolaylı anlatım tarzı üzerinden sanatın günümüzdeki çeşitli hâllerini işliyor. Şiirin, yazıldığı dile özgü kültürü yansıtmasından mütevellit, farklı bir dilde karşılığını bulmak çetrefilli bir süreç. Farklı bir yaklaşım geliştirildiğinde bu durum serginin işaret ettiği bazı soruların önünü açıyor: Başka coğrafyalara özgü tarihleri, gelenekleri, deneyimleri bir bütün olarak okumak, dijital anlatım tekniklerini, yeni görsellik tanımlarını ve bunlara bağlı değişen estetik kaygıları araştırmak mümkün mü?

Bu yazı bağlamında, serginin uluslararası eserlerden oluşan seçkisinde, Erdal İnci’nin İstiklâl Caddesi başlıklı işinin hangi açılardan öne çıktığını inceleyeceğim. Kamusal alanı hem yerel hem küresel ölçekte sorgulayan eserin, estetik, zaman, döngü ve tekrar gibi kavramlarla ilişkisine değineceğim.

“İstiklâl Caddesi” tek kanallı bir döngü olarak kurgulanmış hareketli bir GIF dosyası. İngilizce’den Grafik Değiştirme Dosyası (Graphics Interchange Format) olarak çevrilen GIF, bir tür sayısal resim saklama biçimi. Çoklu görsellerin arka arka getirilmesiyle oluşturulan bu format, başlangıcı veya sonu saptanamayan bir süreçte kendini tekrar eden bir tür ışık oyunu gibi düşünülebilir. Bu eserde oyunun geçtiği alan, tarih boyunca olduğu gibi, özellikle son yıllarda kamusallık tanımı üzerine kritik tartışmaların odağındaki İstiklâl Caddesi. Video döngüsündeki sabit tek imge olan cadde, çizgisel tramvay rayı ile birbirinin ardı sıra gelen dekoratif ışıklı şeritlerin ortalanmış bir hizada kavuştuğu, simetrik bir kompozisyonda yer alıyor. Sabit kompozisyon alanının üzerinde hareket eden noktasal ışık kümeleri sağdan sola ya da soldan sağa dalgalanıyor; 10 dakikalık döngünün (elbette) bir başlangıcı ve bitişi yok, hangi yönden hangisine gittiği tahmin edilemiyor. Tekrarla dalgalanan ışık noktaları izleyicinin seyrini üzerine kilitliyor. Zaman algısının sınırlarını esneten bu döngüden sıyrılabildiğimizde ışık noktalarının kaynağının bir fener, hareket edenin de bir figür olduğunu fark ediyoruz. Aynı figürünün üst üste getirilerek bir tür “klonlama” ile çoğaltıldığı bu eserde hareketin kaynağı olan kişinin varlığı net algılanamıyor; bir hayalet gibi, silik. Klonlanmış fenerlerin hareketi, hayalet figürleri ve karanlık caddeyi aydınlatıyor.

Erdal İnci, İstiklal Caddesi, 2013

Eserin, uzak ve yakın geçmişte birçok badireler atlatmış (hâlen atlatmakta olan) ve bolca ‘tüketilmiş’ İstiklâl Caddesi’nde üretilmiş olmasının işaret ettiği noktalara değinmek önemli. Öncelikle ve elbette, caddenin Taksim’den ve çağrıştırdığı güçlü ve yüklü kavramlardan ayrı tutulamayacağı gerçeğini not edelim. Odaklanmak istediğim, eserin üretildiği mecra olan GIF dosyaları ve kamuya ulaştığı geniş alan olarak internet ağı arasındaki bağ. Paylaşım kolaylığı sebebiyle internetteki dolaşımı çok pratik olan GIF dosyaları, her tarayıcı tarafından destekleyip görüntülenebiliyor ve akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla neredeyse herkesin cebine ulaşıyor. Şayet, İstiklâl Caddesi’nde yürüdüğünüz herhangi bir anda iletişim teknolojilerinin bireyi maruz bıraktığı ekran bağımlılığını gözlemek mümkün. Protestolar, direnişler, kısıtlamalar, kapatılmalar, yeniden düzenlemeler, kutlamalar, bir araya gelişler tecrübe eden Taksim, daimî bir dönüşüm içinde olduğu kadar tarihin (ya da tarihlerin) tekerrürüne de şahitlik etmiş bir alan. Bu alanın döngüsünü izlerken ne zaman başlayıp bittiğini kestiremediğimiz, olan bitenin ‘en güncel’ halini gözlüyoruz. Yerel ölçekte olanı incelediğimiz düşünürken aslında küresel bir vakayı izliyoruz: dalga dalga yayılan metropollerin dönüşümü.

Erdal İnci, İstiklal Caddesi, 2013
Erdal İnci’nin blog hesabından alınmıştır.

Dijital anlatım teknikleriyle kurgulanan eser, zaman, tekrar ve döngü gibi soyut kavramları gerçekçi ve performatif bir şekilde sunuyor. Sanatçının 2012’den bu yana GIF formatında ürettiği, İstiklâl Caddesi’nin de bir parçası olduğu, Klonlar Projesi [Clones Project] serisi İnci’ye ait bir blog aracılığıyla herkesin erişimine açık. Seride, kamusal alanlarda kaydedilen performanslar tekrar ve döngü içindeki hareketli imgelere dönüşüyor. Sanatçının aşama aşama kaydettiği evreler performansın akışını görünür kılsa da, başını ve sonunu esnetirken zamanın akışına müdahale etmiş oluyor. İnci’nin zaman algısına uyguladığı bu müdahale, videoların yer aldığı kamusal alanların sonsuzlukta asılı kaldığı hissini veriyor. Galata Kulesi, Tophane, Karaköy, Şişhane, Komondo Merdivenleri gibi yoğun kamusal değişim ve dönüşümlere sahne olmuş alanlar bir süreliğine dalgalanan ışık hareketleriyle soyut bir bağlama taşınıyor.

İstiklâl Caddesi yer aldığı “Söylenir ve Yarım Kalır Bütün Aşklar Yeryüzünde” sergisinde yeni medya teknikleriyle üretilen eserlerin bugünün gerçekleriyle ilintili olduğunun bir göstergesi olarak işliyor. Eserin sahnelendiği kamusal alanlarının çağrıştırdıkları ve üretim mecrasının kamuyla buluştuğu geniş ağ, sanat üretiminin zamanla nasıl bir değişime uğradığını saptamak için bir başlangıç noktası olabilir. Toplumun bir araya geldiği alanların tüketim merkezlerine dönüştüğü ve bireyleri, gömüldükleri mobil ekranlarındaki ışık oyunlarının aydınlattığı bir sahne, hangi sorularla çözümlenebilir? Sanatın kolay erişilebilir, çoğaltılabilir, izlenebilir ve paylaşılabilir olduğu yeni üretim biçimleri, yeni görsellikler nasıl kurgulanabilir?

Yazıyı da serginin ismini aldığı şiirde, Uyar’ın fazla tüketimin ortaya çıkardığı çoraklığa işaret ettiği dizelerle bitirelim:

“Söylenir ve yarım kalır
bütün aşklar yeryüzünde
Bir kaktüs bol sudan nasıl
Çürürse öyle...”

YAZAR HAKKINDA
Naz Kocadere
Naz Kocadere, İstanbul’da çalışan ve yaşayan sanat yazarı ve küratör. SALT Galata’da Asociación de Arte Útil platformu ortaklığında kurulan ‘Yararlı Sanat Ofisi’nde Türkiye’deki yararlı sanat örnekleri üzerine arşiv, araştırma ve tartışma programlarını yürüten ekipte yer aldı. Bağımsız sanat inisiyatifi MARSistanbul’da sergilenen ‘Faydalı uğraşlar faydasız işler’ sergisinin organizasyonunu Merve Ünsal ile birlikte üstlendi. 2014-2017 yılları arasında Öktem&Aykut ve Galeri Nev İstanbul’da sanatçı temsilcisi ve galeri koordinatörü olarak çalıştı. Yüksek lisans eğitimini İstanbul Bilgi Üniversitesi, Kültür Yönetimi bölümünde, lisansını İzmir Ekonomi Üniversitesi, Grafik Tasarım bölümünde tamamladı. Yazılarıyla, ağırlıklı olarak Art Unlimited, Borusan Contemporary Blog, SALT Online Blog, Milliyet Sanat ve Istanbul Art News yayınlarına katkıda bulunuyor. AICA Türkiye üyesi.

Sayfayı Paylaş