Blog

Bedenleşen Bayrak

14 Mart 2019 Per

Borusan Contemporary’de geçen hafta açılmış olan, müzenin genel sanat direktörü Kathleen Forde’un küratörlüğünü yaptığı Uvertür: Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan Seçki sergisinde gösterilen Kathrin Stumreich’in Egemenlik (2017) isimli işi, mekana müdahale ederken sahne performans sanatlarından da izler taşıyor ve bununla birlikte bizleri aynı anda hem katılımcı hem seyirci olarak konumlandırıyor.

MERVE ÜNSAL
merve.unsal@gmail.com

Stumreich’in yerleştirmesinin ana karakteri bir bayrak. Müslin ipekten yapılmış olan bayrak, açık mavi renkte ve yarı geçirgen, uçucu bir karaktere sahip. Müslin ipeğin orijinal olarak Kuzey Irak’taki Musul şehrinden geliyor olması, sanatçı için anlamlı bir detay. Sanatçının eskiden önemli bir ticaret ve üretim merkezi olan Musul’la ilişkilenen bu malzemeyi kullanması, şehrin egemenlik ve bayrakla olan günümüzdeki ilişkisine de dikkat çekiyor.

Bayrağı hareket ettiren robot kol sayesinde yerden yükseltilmiş ama bir taraftan da bayrak direğinden çok farklı bir şekilde ‘dalgalandırılan’ bayrağın hareketleri bu sayede insansılaştırılmış. Diğer bir deyişle, direkte kendinden mütevellit bir nesne olarak algılanan bayrak, Stumreich’in yerleştirmesinde dalgalandırılan, birinin hareket ettirdiği bir şeye dönüşür.

Robot kolun hareketlerini 9 dakikalık bir kompozisyon olarak kurgulamış olan Stumreich, bayrağı 360 derece hareket ettiriyor. Odanın tam ortasına yerleştirilmiş olan bayrak böylece sahnenin merkezinde yer alıyor ve 360 derece döndürülerek izleyici kitlesinin, hitap ettiği kişi veya kişilerin her yerde olabileceğini ima ediyor. Bayrağın kendi etrafında tam tur dönmesi sayesinde odanın da bir merkez aksı oluşuyor ve böylece izleyiciler mekanın ve bulundukları durumun da farkına varıyorlar.

Kathrin Stumreich, Egemenlik, 2017. Fotoğraf: Özge Balkan

9 dakikalık koreografinin ilk unsuru kendi etrafında, robot kolun yükseltip alçaltarak, bayrağı hızlı veya yavaş bir şekilde hareket ettirmesi. Stumreich’in bu hareket kompozisyonunda yaptığı vurgu akışkanlıktan çok hareketlilik; bayrağın bazen ani bir şekilde hızlanması, duraksaması, hareketlerini tahmin edemediğimiz ve edemeyeceğimiz bir karakter olduğu hissini kuvvetlendiriyor. Bu önceden tanımlanamazlık da yine hareket ettirilen nesnenin bir bayrak olduğu düşünüldüğünde aslında bayrağın temsil ettiklerinin de önceden öngörülemez kuvvetlerle hareket ettiğini ya da edebileceğini ima ediyor.

Bayrağın hareket koreografisi, farklı safhalarında farklı çağrışımlara sahip. Örneğin, hızlı bir şekilde hareket ettirildiğinde hemen hemen yere paralel bir şekilde duran bayrak, sanatçının da değindiği gibi gökyüzüyle ilişkilenebiliyor. Duraksanan bir anda kendi ağırlığıyla çöken hali de onu bir şeylerin olmasını bekleyen, kenara konmuş, atıl bir sahne yüzeyine dönüştürüyor.

Koreografinin merkezinde yer alan ses unsurunu üreten de aslında bayrağın hareketleri. Odanın iki tarafına yerleştirilmiş olan figüran tripodların arasında gidip gelen lazer ışını, bayrağa her çarptığında oluşan ses üretiyor. Bu ses üretiminin prensibi ise, oldukça basit bir elektronik prensibin günümüze uyarlanmış hali: 1800’lerde Graham Bell’in geliştirmeye başladığı, 1919-1920’de Léon Theremin’in teremini icat etmesiyle bugün kullanılana yakın haline dönüşen fikir, üretilen elektromanyetik dalgaların bir nesne ya da insan bedeniyle çarpıştığında sese dönüştürülmesine dayanıyor. Günümüzdeki hırsız dedektörleri ya da otomatik kapıların açılmasına benzeyen bir alanına giren nesneyi tanıma teknolojisini sese dönüştüren bu fikir, teremin enstrümanının da üretimine neden oluyor. Biri yatay, biri dikey yerleştirilen iki antenin arasındaki ‘hava’da yaratılan elektromanyetik dalgaları enstrümanı çalan kişinin elleriyle manipüle ettiği, görsel olarak havayı çalmaya benzeyen teremini birkaç adım öteye taşıyan Stumreich’in yaptığı, lazer ışının bayrağa her çarptığında bir ses üretilmesini sağlamak olmuş. Bir ses filtresi gibi davranan bayrağın lazer ışınına çarpma açısı, hızı, ipeğin geçirgenliği gibi unsurlardan etkilenen bu mekana ve duruma özgü durum, aslında bayrağı da enstrümanlaştırıyor. Bayrağın kendisi sesi üretmiyor, yaratılan alanın içerisindeki duruma müdahil olarak ses üretilmesine vesile oluyor. Bu bağlamda okunduğunda da, bayrak yine bir bedenmiş gibi davranarak sesin veya durumun kaynağı değil, onun dönüşmesine, değişmesine neden olan bir araç. Ters taraftan okumak istersek de, bayrak hareket etmese oluşmayacak olan ses, aktive edilmeyi bekleyen bir potansiyel gibi; onu yaşatan şey, bayrak.

Kathrin Stumreich, Egemenlik, 2017. Fotoğraf: Özge Balkan

Stumreich’in işindeki malzemenin okunabilir bir veriye dönüşmesi ve bu verinin de tecrübe edilen bir koreografi olarak gösteriliyor olması, izleyicilerin farkındalığına katkıda bulunan bir durum yaratıyor. Malzemenin her türlü hareketinin farklı bir sese, bazen gürültüye, bazen yumuşayan, müziksel görülebilecek bir kompozisyona dönüşmesi aslında aynı ‘şey’in bir yeri, bir durumu, bir anı nasıl farklı hallere sokabileceği üzerine düşündürüyor. Kendi etrafında mütemadiyen dönen bayrağın yaptığı bir taraftan bir alan kurma, alanı sahiplenme olarak okunabilecekken diğer taraftan da aslında bir çıldırma, bir beyhudelik olarak da okunabilir.

Döngüselliğin hem mekansal hem de zamansal olarak dahil edildiği işin hipnotize eden hareketliliği, aynı zamanda bir sükunete sahip. İzleyiciler yokken de dönmeye devam eden ve devam edecek olan bayrak, izleyicilerle birlik olmayı reddederek aslında kendi koşullarına mahkum olduğunu hissettiriyor ve bu bağlamda mazlum bir boyutu da var; izleyicilerin hareketi, durumu dönüştürememesi de aslında işin ismi olan ‘egemenlik’ çerçevesinde manidar.

YAZAR HAKKINDA
Merve Ünsal İstanbul’da yaşayan bir görsel sanatçıdır. Üretiminde metin ve fotoğrafı alışılagelmiş biçimlerinin ötesinde kullanır. Ünsal sanatçılara odaklanan online yayın inisiyatifi m-est.org’un kurucu editörlüğünü yapmaktadır.

Sayfayı Paylaş