Güncel Sergiler

Zaman Mekân Geometri

19 Eylül 2026 - 15 Ağustos 2027

GEÇİCİ SERGİ
KÜRATÖR: FIRAT ARAPOĞLU



Olivo Barbieri, Efes Türkiye , 2023
Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu

Olivo Barbieri’nin fotoğraf pratiği, manzaraya bakmak üzerine bizleri yeniden düşünmeye davet eden radikal bir estetik öneri olarak görülmelidir. Zira onun fotoğrafları yalnızca görünenin ne olduğu üzerine değil, aynı zamanda nasıl görüldüğü üzerine de sorular sorar. Yaklaşık kırk yıldır sürdürdüğü üretiminde, özellikle 2000’li yıllardan itibaren geliştirdiği optik müdahale teknikleriyle mimari yapılara, doğal oluşumlara ve kent peyzajlarına benzersiz bir görsel perspektif kazandırır. Barbieri’nin kadrajları, tabiri caizse, görme deneyimini bozarak yeniden kurmakta; ölçeği, perspektifi ve mekânı tanıdık olmaktan çıkararak, bizatihi temsilin kendisine dönüştürür.

Sergi, sanatçının beş ana serisini bir araya getirerek Barbieri’nin manzara, zaman, mekân ve bellekle kurduğu ilişkinin bütünlüklü bir haritasını sunuyor. Zaman Mekân Geometri (2023), mekâna özgü_ (1999–2013), Şelale Projesi (2006–2007), Alpler - Coğrafyalar ve İnsanlar (2012) ve Capri (2013) başlıkları altında toplanan çalışmalar, arkeolojik sit alanlarından küresel metropollere, doğanın görkemiyle insanın kırılganlığı arasındaki ilişkiden Akdeniz’in imgelerle yüklü kıyılarına kadar uzanan tematik bir süreklilik oluşturuyor.

Serginin başladığı Antik Anadolu Ören Yerleri, Efes’ten Aphrodisias’a, Hierapolis’ten Laodikeia’ya uzanan arkeolojik kentleri kuşbakışı görünümlerle yeniden ele alıyor. Barbieri antik tiyatroları ve mimari kalıntıları bir algı dönüşümü ve dönüşen belleğin görsel temsilleri olarak kurguluyor. Bu fotoğraflarda zamansal katmanlar iç içe geçiyor ve geçmişin taşları bugünün görsel diliyle yeniden şekilleniyor. Burada Barbieri, bir arkeolog gibi görünse de aslında bir kartografın, bir tarihçinin ve bir sahne tasarımcısının bakışını aynı anda taşıyor. Bu görsellerde her bir şehir bir metafor ve bir hafıza nesnesine dönüşüyor.

mekâna özgü_ serisi kentlere odaklanıyor. Los Angeles, İstanbul ve Londra gibi şehirler yukarıdan bakıldığında sanki birer maket gibi görünüyor ve bu durum, sadece teknik bir müdahalenin sonucu değil, aynı zamanda kentin karmaşıklığının, yapaylığının ve temsilinin sorgulanmasını içeriyor. Walter Benjamin’in flâneur figürünü havadan kente bakan bir gözlemciye dönüştüren bu karelerde mimari, coğrafya ve politika iç içe geçiyor. Böylece şehirler, hem yaşanan hem tasarlanan, hem gerçek hem de kurmaca bir mekân olarak yeniden düşünülüyor.

Ardından gelen Şelale Projesi, Kamboçya’dan Zimbabwe’ye, Kanada’dan Brezilya’ya kadar dünyanın en büyük şelalelerini odağına alıyor. Bu görüntülerde doğa romantik bir “yüce” olma fikrinin ötesinde sahnelenmiş bir gösteriye benziyor. Aydınlatmalar, seyir terasları, turistik yapılar... Barbieri şelaleleri doğal olmalarının yanında, aynı zamanda kültürel ve ekonomik birer imge olarak ele alıyor. Doğa burada, bir gösteri alanına ve bir sahneye dönüşüyor.

Alpler - Coğrafyalar ve İnsanlar, insanın doğayla kurduğu ilişkiye dair görsel bir düşünme alanı açıyor. Alp Dağları’nın dorukları, karlı yamaçları ve uçurum kenarlarında yürüyen dağcılar “yüce” fikrini çağrıştırıyor. Caspar David Friedrich’in sırtını dönmüş gezgini gibi, bu figürler yalnız ve doğa karşısında kırılgan. Ancak Barbieri, doğayı yüceltmenin aksine, onun temsiline dair optik bir metafor yaratıyor. Doğa olduğu gibi değil; hatırlandığı, düşlendiği ve kurgulandığı hâliyle görünüyor.

Capri serisi, Akdeniz’in kültürel imgeleriyle dolu manzarasına dair düşsel bir kapanışı temsil ediyor. Tiberius’tan Pablo Neruda’ya uzanan bir belleği taşıyan Capri Adası, Barbieri’nin kadrajında gerçeklikten kopuyor; canlı renkler, yoğun filtreler ve seçici netliklerle adeta bir rüyaya dönüşüyor. Roland Barthes’ın Mitolojiler’inde gösterdiği gibi, burada güzellik sahnelenmiş bir gösteri olarak görünüyor. Capri artık sadece bir ada değil; belleğin bir izdüşümü ve bir temsil mekânı olarak karşımıza çıkıyor.

Barbieri bizlere şu soruları sorduruyor: Biz bir manzaraya bugün nasıl bakıyoruz? Ona tanıklık mı ediyoruz yoksa onu hayal mi ediyoruz? Görme eylemi bir ânı yeniden kurmak mıdır yoksa yeni bir gerçeklik inşa etmek midir? Perili Köşk’ün tarihsel dokusu ve çağdaş işlevi arasında kurulan bu bağlamda Barbieri’nin fotoğrafları geçmişe ve bugüne, gerçeğe ve temsile aynı anda dokunuyor. Barbieri’nin çalışmaları hem görsel bir deneyim hem de düşünsel bir yolculuk; yolculuğa hazır mısınız?

Sergi broşürü için tıklayın.