Blog

İnternet ve dijital teknolojilerden, iletişimin fizikselliğine: Ali Miharbi

26 Aralık 2018 Çar

Borusan Contemporary bu sezonun Sanat/Teknoloji Konuşmalarını Fatih Aydoğdu’nun Yeni Medya alanında özellikle ses kullanılarak üretilmiş çağdaş sanat işlerinin tarihçesini anlattığı detaylı bir sunumuyla başlattı. Ekim ayında gerçekleşen konuşmada aynı zamanda yaptığı yerleştirmelerde sesi de sıklıkla kullanan Türkiyeli sanatçı Ali Miharbi de Aydoğdu’nun çizdiği çerçeve içinde kendi işlerini anlattı. Rumeysa Kiger, bu sunumdan yola çıkarak sanatçıya sorular yöneltti.

RUMEYSA KİGER
rumeysa.kiger@gmail.com

Rumeysa Kiger: Konuşmana Brian Schrank’in video oyunlarını gruplamak için yaptığı bir şablonu, kendi işlerinin durduğu yer ve genel olarak iş üretme isteğinin kaynağını ortaya koyduğun bir diyagramla başladın. Bu diyagramı yeniden isimlendirdiğin versiyonunda işlerini, Tepki/Etki aksı üstünde tepkiye, Çevrede İşleyen/Algıya İşleyen aksında algıya işleyen ve İletme/Yansıtma açısından da yansıtma işlevine uygun bir köşeye yerleştiriyorsun. Bunu biraz açar mısın? Öncelikle kendini koyduğun bu pozisyon sadece ses işlerin için mi geçerli?

Ali Miharbi: Sadece ses için değil, işlerimin genelinde geçerli. Aslında herhangi bir işi bir nokta seçip oraya yerleştirmek biraz sorunlu olabilecek bir şey, çünkü sonuçta çok parametresi olan, çok karmaşık olabilecek bir deneyimi iki parametreye indirgemiş oluyorsunuz, her haritalamada olduğu gibi gerçeğe uymayan kısımları oluyor. Yine de tek bir karşıtlık çizgisi üzerinde göstermek veya birbirinden bağımsız birtakım özellikler sayarak tarif etmek gibi yaklaşımlara bir alternatif.

R. K.: Örneğin Stroke işi üzerinden bu diyagramı biraz detaylandırır mısın?

A. M.: Bu diyagram aslında, birbirinden bağımsız iki karşıtlık ekseninden yola çıkarak kurulmuş dörtlü kavramsallaştırmalara sadece bir örnek. Tek eksen üzerinde kurulmuş tek karşıtlık yerine, birbiri ile çakışan iki eksen kullanarak yüzeye yayılan ilişkisel bir harita kurması açısından önemli buluyorum. Buna benzer dörtlemeler, çok değişik şekillerde de olsa birçok disiplinde kullanılan bir düşünce aracı; Aristoteles'in dört neden kuramı, Tinbergen'in hayvan davranışlarını çözümlemede kullandığı dört soru, Greimas'ın semiyotik karesi, iş dünyasında kullanılan SWOT analizi, Kolb'un öğrenme döngüsü gibi sayısız örnek verilebilir bu tip iki boyutlu haritalamalara. Sonuçta çoğu haritalama sistemi gibi, aslında daha karmaşık ve ayrıntılı sistemleri basitleştiriyor, nasıl bir kağıt veya ekran üzerinde baktığımız dünya haritası, aslında 3 boyutlu bir yüzeyin 2 boyuta projeksiyonu ise, bunların da çoğu, inceledikleri sistemde etkili olabilecek diğer bazı değişkenleri gözardı edebiliyor. Dolayısıyla bu iki eksen elbette yeterli değil (mesela bugün makina öğrenmesinde kullanılan algoritmalar, doğal dillerdeki sözcüklerin anlamlarını modellerken yüzlerce, binlerce boyutlu bir kavram uzayı kullanabiliyor). Ancak yine de bahsettiğim gibi tek eksen üzerinden bir karşıtlık kurup onun üzerine konuşmaya oranla bir adım ileride diyebiliriz. Örneğin bir sanat eseri tartışılırken yapılan yorumlar bazen "politik-biçimsel", "fikir-malzeme", "toplumsal-kişisel" gibi tek eksen üzerinde kalabiliyor. Ayrıca popüler video oyunları, sanatçılar ve kuramcıların aynı harita üzerinde yerleştirilip kavramsallaştırılması da ilgi çekici gelmişti; Peter Bürger, JODI, Nintendo, Fluxus ve Minecraft aynı diyagram üzerinde! Yaptığım bazı sunumlarda bu diyagramı göstermemin sebebi aslında kavramları daha çok değişken üzerinden tartışmaya açmaya bir davet olarak görülebilir.

Kendi ürettiklerimi bu haritada gösterme konusuna gelince, bunu kesin olarak yapabilmem imkansız. Yine de aşağıda gösterdiğim şekle benzer, kesin çizgileri olmayan bir kapsamadan söz edebiliriz belki.

Özel olarak "Stroke" işine bakacak olursak, malzemenin ve mekanın kendisi ön plana çıktığını söyleyebiliriz. Sergi mekanını kapatan camekanlar ile hareket eden nesneler etkileşime giriyor ve izleyiciler bu hareketleri görürken sesleri de dışarı yerleştirilmiş hoparlörler aracılığıyla dinleyebiliyorlar. Bu açıdan malzemenin kendi kendisine göndermesi var. ("dönüşlü/reflexive") Bunun yanında dilsel bir tarafı da var, hatta çıkış noktası dil ile ilgili, daha kesin söylemek gerekirse en ilkel dil formu, fiziksel eylem ile dil arasında yer almak nasıl bir şey bunu düşünmek, rastlantısallık, tekrarlar ve örüntüler yoluyla anlamın kökenine inmek gibi de bir motivasyon var, bu açıdan bakılırsa etki ve algı kısmında da yer alıyor, anlamsal olarak kendi dışında da yaptığı birçok gönderme ve çağrışım var ("geçişli"). Yukarıdaki görsel, bu eseri analiz etmiyor, ama çok da uzak sayılmaz.

Ali Miharbi, Stroke, 2014

R. K.: Bir işin doğal olarak birçok katmanı oluyor ve sanat üreticisi olmayanlar için merak edilen şeylerden biri de aslında bu katmanların nasıl bir sıra, çağrışım ve araştırmayla oluştuğu. Hazır diyagramdan bahsetmişken, iş üretme pratiğinde bu diyagramın hangi ucu senin başlangıç noktan oluyor ve konu zamanla diğer taraflara doğru da kayıyor onu da açıklayabilir misin?

A. M.: İş üretme pratiğimde başlangıç noktası hep aynı yer olmuyor, ama nereden başlarsa başlasın, malzemelerin ve yöntemlerin bildiğim ve bilmediğim yönleri arasındaki etkileşimler sonucu belirli bir yörüngeye oturuyor ve olgunlaşıyor. Bazen iş ortada yokken fikir çok kesin bir şekilde belirleyici olabiliyor, bazen daha muğlak bir fikir, uygulaması konusunda belirsizliklerle etkileşime girerek tekrardan şekillenebiliyor. Daha önce bildiklerim, o süreçte öğrenebileceklerim ve asla bilemeyeceğim şeyler arasında bir etkileşimden söz etmek mümkün; buna sosyal, tarihsel, kişisel ve hatta fiziksel olarak nasıl bir dünyada yaşadığımıza dair sorular da dahil.

R. K.: Bir de esinlendiğin veya işleriyle seni etkileyen sanatçılardan örneklere de yer vermiştin. Mesela David Tudor’un Rainforest işindeki sesin çıkış biçimi veya Mark Hansen & Ben Rubin‘in Listening Post işinde chat odalarındaki konuşmaların canlı yayın halinde verilişinin “Fısıltı” ya da Séance işlerine nasıl ilham olduğundan bahsettin. Bunlardan başka Kendi satın alınışının mouse hareketleri ile vücut bulmuş 3D baskı işinin açıklamasında doğrudan Robert Morris’in “Box with the Sound of Its Own Making” işine referans verdiğini de yazmışsın. Sanat üretimi tabii ki kendinden öncekileri inceleyerek, ilham alarak ve referans vererek ilerleyen bir alan ancak sende bu etkileşimin sınırları nasıl çiziliyor dersin? Bana politik alt metni belirgin işlerin, belki de yerel bağlamın da etkisiyle bu doğrudan referans verme halinden bir parça daha uzak geldi. Ne dersin?

Kendi satın alınışının mouse hareketleri ile vücut bulmuş 3D baskı, 2013

Séance, 2011

A. M.: Eğer işin fikir veya üretim aşamasında aklıma gelen ve süreci etkileyen bir eser varsa buna bir şekilde değinmeyi seviyorum çünkü benim yöntemimi biraz daha açık hale getiriyor. Bu etkilenme birçok değişik şekillerde olabiliyor: Bazen bir başlangıç noktası olabiliyor, sonrasında ise tamamen kopabiliyorum. Bazen işin içindeki bir düğümü çözmeye yarayabiliyor, bazen ise karşıtlık yaratarak bir paradigma değişikliğine işaret ediyor. Mesela Kendi satın alınışının mouse hareketleri ile vücut bulmuş 3D baskı ile yaygın üretim şeklinin değişmesi (endüstriyel üretimden enformasyona dayalı üretimine geçiş) ile ilgili olarak sanat tarihinden bir karşılaştırma yoluyla ortaya çıkan bir işti, şeklen bambaşka gözükse de sürecin içindeki kendi kendine gönderme yapan döngü korunmuştu. Biraz "artık başka bir yerlerdeyiz" demek gibi bir karşılaştırma. Séance işindeki etkilenmeler ise o kadar direkt değil; işin işleyişine dair öğelere bakıldığında benzerlik kurabildiğim bazı işlerden bahsetmiştim sunumda. Bunlar biraz da şimdi geriye bakarak, kurcalayarak çıkardığım şeyler: David Tudor'un Rainforest işi ile, mekan/ses ilişkisi, doğrudan mekanı titreştirme eylemi açısından bir bağlantı kurulabilir. Mark Hansen & Ben Rubin‘in Listening Post yerleştirmesi ise İnternet'te canlı yayımlanan mesajların tek bir mekanda toplanması açısından ortak bir özellik taşıyor. Ancak ikisini birden yapan bir iş görmemiştim: İnternet'teki canlı mesajların mekanda fiziksel bir eylem gerçekleştirmesi, duvarları, boruları, pencereleri, yer döşemelerini, tüm mimari yapıyı titreştirip harekete getirdiği bir iş. Burada benim için esas önemli olan, işin fikrinin, o zamanlarda (2011) dünyanın içinde bulunduğunu, kendi hayatımın içinde de hissettiğim değişiklikler ile örtüşmesiydi: Sosyal medya iyice yaygınlaşmış ve daha önce bir ikilik olarak sunulan sanal-fiziksel ayrımı melezleşmişti. Bambaşka bir açıdan bakıldığında da master tezi sergimde yaptığım, İnternet'e bağlı bir bisiklet tekerleği mekanizmasından oluşan bir işin olgunlaşmış, bir yandan sadeleşirken, bir yandan da çoğullaşıp mekana yayılmış haliydi. Kısaca bu etkilenmeler çizgisel değil, karmaşık bir ağ içindeler ve süreçsel, biçimsel, fikirsel, bağlamsal düzlemlerin herhangi biri veya birçoğu üzerinde gidip gelebiliyorlar. Ayrıca sadece sanat eserlerinden değil, etraftaki her şeyden geldiği için bazen kişisel, sosyal, politik bağlamlar her türlü sanat tarihsel bağlantıya göre ağır basabiliyor bazı işlerde.

Delegasyonlar, 2007-8

R. K.: Kimi işlerin malzemenin, sesin, mekânın imkânlarını araştırma gibi deneysel yanı ağır basan bir içgüdüyle üretilmişken, kimisinde daha belirgin sosyo-politik alt metinler var. Bu alt metni olan işlerin zamanla kendini daha deneysel bir yöne doğru bıraktığını düşünüyor musun? Örneğin 2007-2008’de yaptığın Delegasyonlar işinde izleyicinin baktığı dijital ayna, kişinin yaşadığı ülkedeki meclis üyelerinin yüz imajlarını da yansıtıyordu ancak 2016’ya geldiğimizde Fısıltı gibi bir yerleştirmede tamamen gırtlak ve alfabeyle ilgili çok daha deneysel bir iş üretmişsin. Bunlar arasında sen de belirgin bir fark veya zamanla yaşanan bir geçiş hissediyor musun?

A. M.: Zamanla bir değişim elbette oldu ve olmaya da devam ediyor; zaten sanatla uğraşmanın keyifli tarafı böyle bir yolculuk içinde olmak bence. Ancak bu değişikliği net bir biçimde sosyo-politik mesajı olan işlerden deneysel işlere doğru bir kayma olarak tanımlamak zor; daha çok bir gezinti esnasında uğranılan duraklar gibi geliyor bunlar bana. Ayrıca, aynı dönem içinde birbirinden tamamen farklı düzlemlerde işleyen işler üzerinde çalışmayı da seviyorum, mesela Pilot Galeri'de Fısıltı projesinin bir bakıma devamı niteliği olan Sesliler’i sergilediğim Pneuma sergisinde (2017, http://www.pilotgaleri.com/en/exhibitions/detail/85) Televizyonun Gözleri isimli, daha güncel ve doğrudan göndermeleri olan bir başka iş daha vardı: duvarda yüksek bir yere yerleştirilmiş bir ekranda, CNN Türk canlı yayınında konuşan kişilerin, bir yazılım tarafından gerçek zamanlı olarak bulunup yakınlaştırılmış gözleri, tüm ekranı kaplayacak şekilde oynatılıyordu. Ses yoktu, sadece gözler. İki iş de aynı dönemde üretildi ama sunumda gösterdiğim haritalama kullanılsa muhtemelen bambaşka yerleri kapsayacak şekilde görsellenebilirdi. Bunun gibi, değişik projeleri değişik soyutlama katmanlarında düşünebiliyorum.

Tüm bunların yanında, genel eğilim olarak geçirdiğim değişimi özetlemem gerekirse, başlarda İnternet üzerinde çalışan, İnternet'in olanakları üzerine denemeler yapan işlerden, genel olarak dijital teknolojilerin sosyal politik etkilerini tam da o teknolojileri kullanarak, onun diliyle anlatmaya çalışan işlere evrildiğini, sonrasında ise konuşma, iletişim, enformasyon, anlam gibi kavramların temellerine ve fizikselliğine inen deneysel işlere ağırlık veren bir gidişattan söz edebilirim. Ancak tüm bunlar aslında çok iç içe geçmiş durumda ve belki de birbirini besleyen şeyler.

R. K.: Yine konuşman sırasında Horniman Müzesi’nin bahçesine yerleştirdiğin zgar Orgu işi için hazırladığın deneme örneklerini göstermiştin. Sanırım öncelikle plastik borularla nasıl bir ses çıkacağına bakmışsın. Bu deneme sürecini biraz açar mısın? İşin içinde fikri düzeyde bir deneysellik var ancak en uygun malzemeyi bulmak için bir dolu fiziksel deneme de gerekmiş olduğuna eminim. Yapılan seçim sadece baştaki fikri uygulamaya değil, kimi zaman işin bir şekilde dönüşmesine de katkıda bulunuyordur diye düşünerek soruyorum bunu. Mesela Duvarı Kırbaçlayan Makine’de nasıl bir kırbaç kullanılacağının duvarda bırakılan izi de etkilemesi gibi. Ya da belki çok daha belirgin etkileri olan durumlar da yaşamışsındır.

Rüzgar Orgu, 2017

A. M.: Evet, Rüzgar Orgu fikir ve malzeme ilişkisinin döngüsel olarak birbirine çok sıkı bağlandığı projelerdendi. İlk başta fikrin ortaya çıktığı halinden bambaşka bir şekilde sonuçlandı. Başlangıçtaki fikir, üretim süreci, açık hava koşulları gibi faktörler ve yaptığım denemeler, İnternet'te belgelenmiş, geleneksel olarak kullanılan rüzgarla çalınan enstrümanlar hakkında edindiğim bilgiler, insanın ses üretimi ile ilgili yaptığım simülasyonlar bir araya gelince hem görüntü hem fikir olarak daha minimal bir hal aldı ve insan sesini doğrudan taklit etmek yerine müzenin müzik enstrümanları koleksiyonuna doğrudan gönderme yapan, insan boğazının aldığı şekillerden etkilenerek tasarlanmış, dev flütlerden oluşan bir dış mekan yerleştirmesine dönüştü. Her projede böyle bir süreç olmayabiliyor, fikir çok net olup doğrudan uygulaması yapılabiliyor. Ancak fikir ve malzeme/süreç etkileşimi olduğu zaman, ortaya çıkabilen sürprizler, gelecekteki projelere de temel oluşturabilecek fikirler doğurabiliyor. Bunun yanında sadece beni dönüştürmekle kalmıyor, izleyicinin zihninde de benzer bir malzeme-fikir döngüsü yaratma potansiyeli taşıyor.

R. K.: Üniversitede hem mühendislik hem de sanat okumuşsun. Bu ikisini bir arada yapman nasıl gelişti? Gerçi Amerika’da olduğun için belki çok da şaşırtıcı değil ancak yine de, en azından Türkiye’de bu iki dalı aynı anda okuma imkânı olmadığı için farklı bir durum. Bu işler daha ortaya çıkmamışken ve sen üniversitede öğrenciyken bu bağlantılar bu kadar net bir şekilde var mıydı gözünün önünde? Yoksa mühendislik olmak zorundaydı ama asıl istediğim sanattı ve sonuç olarak işlerde ikisi bir şekilde birleşti gibi bir hikâyen mi var?

A. M.: Çok uzun zaman önceydi, dolayısıyla o zamanlar okulda öğrendiğim, yaptığım şeyler ile şu anki düşüncem ve pratiğim çok farklı. Son yıllarda üzerinde çalıştığım projelerin teknik kısmına bakılırsa, çoğu mühendislikle ilişkili olmaktan çok, amatör ruhla, 'kendin-yap' yaklaşımıyla üretilmiş şeyler. Lisans olarak aynı zamanda resim de okumuştum ama iki boyutlu görüntü üretiminden çok, mekana yayılan veya süreçlere dair işlerle daha çok ilgileniyorum uzunca bir zamandır. Okuldaki yıllarımda iki dalı birleştirmek gibi net bir düşüncem olmamıştı ama son senemde (2000 yılında) İnternet üzerinde çalışan birtakım işler üretmiştim.

R. K.: Bir de yüksek lisansını da son derece hibrid bir alan Kinetik İmgeleme bölümünde yapmışsın. Bu da yine teknik bilgi ve görsel imajı bir araya getirme konusunda öğrencilerini teşvik eden bölümlerden. Biraz da bu bölümden ve orada öğrendiklerinin işlerine etkisinden bahseder misin?

A. M.: Yüksek lisans (2008-2010), bölüm olarak video/animasyon/ses işlerine yoğunlaşsa da master programının ucu oldukça açıktı ve benim için kapanıp fikirlerimi hayata geçirmeye yoğunlaştığım, bol bol deneme-yanılmaya vakit ayırabildiğim verimli bir süreçti. Bunun yanında, okulun profesörlerinden sanatçı Stephen Vitiello'nun etkisiyle ses kullanımına ilgi duymaya başlamıştım. Buna, yıllar içinde yavaş yavaş önemini artıran ve hala nereye gideceğini bilmediğim bir süreç diyebilirim.

Sayfayı Paylaş