
RUMEYSA KİGER
rumeysa.kiger@gmail.com
Türkiye’deki çağdaş sanat ekosisteminde kendine has bir yeri olan Borusan Contemporary, alışılagelmiş sergileme pratiklerinin dışına çıkan ofis-müze konsepti ve yeni medya sanatına odaklı yaklaşımıyla öne çıksa da, bana kalırsa onu asıl ayrıcalıklı kılan yanı, uluslararası çağdaş sanat kanonunda yer etmiş dev isimleri Türkiye’de üretim yapmaya davet ederek koleksiyonunu sürekli genişletmesi. 16 Ağustos’a kadar devam eden Edward Burtynsky: Dönüşen Yeryüzü sergisi de bu yaklaşımın güncel bir örneği. Daha önceki yıllarda da defalarca tanık olduğumuz gibi, farklı coğrafyalarda işler üreten bir sanatçı Türkiye’de üretim yapmaya davet edilmiş ve prodüksiyon odaklı aktif bir işbirliği geliştirilmiş.
İnsanın doğa üzerinde oluşturduğu etkiye odaklanarak büyük ölçekli fotoğraflar çeken Kanadalı sanatçı Burtynsky, izleyiciyi ilk bakışta kompozisyonlarında kurduğu neredeyse soyut bir estetik hazla yakalıyor. Ancak fotoğrafın çekildiği mekâna özgü ekolojik, sosyal, politik ve ekonomik bağlamı öğrendikçe, estetik inceliğin ötesinde giderek derinleşen ve üzerine düşündükçe de rahatsız edici bir farkındalık yaratan anlam katmanları beliriyor. Nitekim sergi kataloğunda küratör Marcus Schubert’in de vurguladığı üzere, Burtynsky’nin fotoğrafları “ilk bakışta estetik güzellikleriyle cezbetse de bununla yetinmez, ikinci bir bakışı zorunlu kılar; çünkü daha yakından incelendiğinde bu eserler ele verdikleri karmaşık ve zaman zaman sarsıcı anlatıları gözler önüne sermektedir.” 1 Bu ikinci bakış, yani görüntünün estetik cazibesinin ötesinde yatan anlam katmanlarını çözümleme ihtiyacı, Burtynsky’nin fotoğraflarını ele alan küratörleri, eleştirmenleri ve araştırmacıları, belirli kavramsal çerçeveler içinde düşünmeye yöneltmiştir.
Yücenin Yeni Biçimleri
Bunlardan biri olan “endüstriyel yüce”, sanatçının özellikle petrol rafinerileri, madenler veya taş ocakları gibi devasa altyapıları konu alan fotoğraf serilerinde ortaya çıkan hayranlık ve dehşet dengesini açıklarken referans verilen kavramlardan biri. 2 “Yüce” kavramının kökeni 18. yüzyılda Edmund Burke ve Immanuel Kant gibi filozofların doğanın ezici büyüklüğü karşısında duyulan hayranlık ve korku karışımı duyguyu tarif etmek için geliştirdikleri estetik düşünceye kadar uzanıyor. Modern dönemde ise bu türden deneyimler yalnızca doğa karşısında yaşanan olaylarla sınırlı kalmamış, artık insan eliyle kurulmuş devasa teknolojik sistemler de “yüce” etkisi yaratmaya başlamış. Modern endüstriyel peyzajlar karşısında hissedilen bu türden deneyimin güçlü etkisini, Borusan Contemporary’deki serginin beş, altı ve yedinci katlarında karşılaştığımız Taş Ocakları, Berezniki Madeni ve Rafineriler serilerindeki fotoğraflarda gözlemlemek mümkün.
Bu çerçeveye yakın fakat ekolojik vurgusu çok daha belirgin bir diğer kavram “toksik yüce” ise, insan eliyle yapılmış bu sahaların heybeti karşısında hissedilen yüce deneyiminden bir parça farklı olarak, kirlenmiş, zehirli ve endüstriyel olarak tahrip edilmiş doğa manzaraları karşısında yaşanan deneyimi tarif ediyor. 3 Burtynsky’nin üçüncü ve dördüncü katlarda görebileceğiniz Su ve Tuz ile Afrika Çalışmaları serilerinde de örneklerini bulabileceğimiz, petrol sahaları veya maden atıkları gibi insan etkisiyle kirlenmiş peyzajları yorumlarken referans gösterilen bu kavrama göre, fotoğraflar ilk bakışta manzarayı estetize etme çabasında gibi görünse de, yaşattığı dehşet ve tehdit duygularıyla, çevresel yıkımı güçlü bir şekilde hissettirme ve düşündürme gücüne sahip estetik-psikolojik bir tepki üretiyor. Nijerya’da petrol kaçakçılığı sonucu kirlenmiş bir nehre baktığımızda yalnızca büyüleyici bir manzarayı görmeye değil, aynı zamanda bu manzaranın ardında yatan çevresel tahribatla yüzleşmeye de zorlanıyoruz.
Burtynsky’nin 2022 yılında3,000 kilometreden fazla yol kat ederek Türkiye’nin İç Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde yürüttüğü saha çalışmaları sonucu ortaya çıkan, serginin ikinci katındaki fotoğraflarını anlamlandırmak için ise, yukarıda değindiğim kavramlarla akraba olmakla birlikte onları daha geniş bir bağlama yerleştiren bir başka çerçeveye ihtiyaç var. Çünkü bu kareler devasa endüstriyel altyapıları ya da bunların çevre üzerinde bıraktığı yıkıcı izlerdense, insanın yeryüzüne müdahale etme, onu dönüştürme, kimi zaman bozma kimi zaman da onarmaya çalışma hallerini görünür kılıyor. Bu noktada konuyu daha geniş bir ölçekte düşünmemizi sağlayan, hem bilimsel hem de kültürel çalışmalarda giderek daha fazla başvurulan Antroposen kavramı devreye giriyor. Antroposen, en genel anlamıyla insan faaliyetlerinin artık yalnızca toplumsal ya da ekonomik süreçleri değil, gezegenin jeolojik ve iklimsel sistemlerini de belirleyici ölçekte etkilediğini ileri süren bir çerçeve. Antroposen tartışmaları yalnızca bilimsel bir mesele değil, aynı zamanda insanın gezegen üzerindeki etkisinin nasıl temsil edileceği sorusunu da gündeme getiren estetik bir tartışma alanı açıyor. Çünkü insanın dünya üzerindeki etkisi çoğu zaman doğrudan deneyimlenebilecek ölçekte değil. Bu etkiler çoğu zaman uydu görüntüleri, hava fotoğrafları ve büyük ölçekli peyzaj temsilleriyle görünür hâle geliyor. Bu bağlamda geliştirilen “Antroposen görselliği” tartışmaları, insan ile yeryüzü arasındaki ilişkinin sanat eserlerinde nasıl temsil edildiğini ve görünür kılındığını sorgulayan bir kavram olarak öne çıkıyor. 4
Antroposen Perspektifinden Türkiye Manzaraları
Burtynsky’nin Türkiye’de çektiği fotoğraflar, Antroposen görselliğinin nasıl işlediğini görmek için özellikle açıklayıcı örnekler barındırıyor. Sanatçının yukarıdan ve mesafeli bir bakışla çektiği geniş açılı panoramalar, insan faaliyetlerinin doğayı nasıl dönüştürdüğünü yüksek çözünürlüklü manzaralar üzerinden görünür kılıyor. Erozyon kontrolü amacıyla oluşturulmuş teraslar, geometrik tarım desenleri ya da aşınmış tortul katmanları gibi görüntüler yalnızca çevresel tahribatın sonucu oluşmuş yıkım görselleri değil, insan müdahalesiyle biçimlenmiş peyzajlar. Bu nedenle bu fotoğrafları yalnızca “endüstriyel” ya da “toksik” yüce kavramlarıyla açıklamak yerine, insan ile yeryüzü arasındaki karmaşık etkileşimin görünür olduğu “Antroposen görselliği” bağlamında düşünmek bana daha anlamlı görünüyor.

Edward Burtynsky, Erozyon Kontrolü #11, Burdur, Türkiye, 2022
Sanatçı ve Flowers Gallery, Londra’nın izniyle
Burtynsky’nin Erozyon serisinde özellikle dikkatimi çeken fotoğraflardan biri bu hava fotoğrafı. İlk bakışta küratörün katalog metninde de vurguladığı üzere, bu manzara neredeyse soyut bir kompozisyon gibi algılanmaya müsait. Ancak bağlamı öğrendikçe, açık bej, gri, yeşil ve turuncu tonların birbirine karıştığı bu katmanlı yüzeyin İç Anadolu’da erozyon kontrolü amacıyla oluşturulmuş teraslı bir araziye ait olduğunu anlıyoruz. Fotoğraf, hem jeolojik zamanın bıraktığı izleri hem de insan eliyle şekillendirilmiş yeni bir düzeni aynı anda görünür kılıyor. Daha yakından incelediğimizde ise kompozisyonun ölçeğini kavramamızı sağlayan unsurları da ayırt edebiliyoruz; çizgilerin arasından kıvrılarak ilerleyen yollar ve toprak kaymasını engellemek amacıyla yer yer dikilmiş ağaçlar.
Bu imaj, yalnızca aşınmış bir coğrafyayı belgelemekle kalmayıp aynı zamanda insanın gezegen yüzeyini yeniden biçimlendirme çabasını da gösterdiği için, Antroposen görselliğinin güçlü bir örneğine dönüşüyor. Çünkü burada izlediğimiz şey yalnızca doğanın tahribatı değil, insan ile yeryüzü arasındaki karmaşık ilişkiye dair bir kayıt. Erozyonu durdurmak amacıyla gerçekleştirilen bu müdahale, bir yandan çevresel krize verilen teknik bir yanıtı temsil ediyor, diğer yandan da insan faaliyetlerinin artık gezegenin jeolojik görünümünü bile yeniden tasarlayacak ölçekte olduğunu hatırlatıyor.

Edward Burtynsky, Tarım #2, Kırşehir, Türkiye, 2022
Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu
Burtynsky’nin Erozyon serisine dahil olan ve “Anadolu’da Tarım” örnekleri arasında yer alan bir diğer hava fotoğrafı da ilk bakışta geleneksel bir manzaradan çok, renkli geometrik parçaların yan yana geldiği soyut bir kompozisyonu andırıyor. Anadolu Platosu’nun merkezine yayılan tarım arazileri olduğunu öğrendiğimiz bu görüntüdeki açık bej, kahverengi ve yeşilin farklı tonlarındaki geniş yüzeylerin buğday, arpa, ayçiçeği gibi tahıllarla sebzeleri içeren geniş bir ürün yelpazesine ait ekim alanları olduğunu anladığımızda, her bir parselin sınırını belirleyen ince çizgiler ve traktör izlerini de seçebilir hale geliyoruz. Düzensiz dikdörtgenlerden oluşan bu parseller, hem modern tarımın geometrik düzenini hem de arazinin doğal topografyasına uyum sağlama çabasını aynı anda görünür kılıyor. Antroposen görselliği bağlamında da, sanatçının insan ölçeğini neredeyse tamamen ortadan kaldıracak şekilde tasarladığı bu yukarıdan bakış, fotoğrafı adeta kartografik bir yüzey gibi algılamamıza yol açıyor ve insanın gezegen yüzeyini yalnızca kullanan değil, aynı zamanda onu yeniden biçimlendiren bir aktör hâline geldiğini düşündürüyor.

Edward Burtynsky, Tuz Gölleri #6, Kuşların Ayak İzi, Yarışlı Gölü, Burdur, Türkiye, 2022
Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu
Burtynsky’nin Tuz Gölleri serisinde yer alan bir diğer çarpıcı eser ise bu fotoğraf. İlk bakışta izleyiciyi çeken şey, görüntünün adeta canlı bir yüzey gibi titreşen şeffaf dokusu. Turkuaz ve koyu mavi tonlarında uzanan kütle, sarı, turuncu ve yeşilimsi renklerin hâkim olduğu geniş bir yüzeyin içinde organik bir biçimde yayılıyor. Ancak fotoğrafı gerçekten büyüleyici kılan yanı, gölün çevresindeki yüzeye dağılmış ince çizgilerden oluşan ağ. Bu çizgiler ilk bakışta bir damar sistemi, hatta mikroskobik bir organizmanın büyüme izleri gibi algılanıyor.
Fotoğrafın bağlamını öğrendiğimizde ise, bu görüntünün, Burdur’daki Yarışlı Gölü’nün sığ kıyılarında dolaşan göçmen kuşların bıraktığı izlerden oluştuğunu anlıyoruz. Burası Avrupa ile Afrika arasında hareket eden çok sayıda kuş türü için önemli bir konaklama ve beslenme alanı. Kuşların bıraktığı ayak izleri, su seviyesindeki mevsimsel değişimlerle zaman zaman siliniyor ve göç dönemlerinde yeniden oluşuyor. Bu nedenle gördüğümüz yüzey, yalnızca estetik bir desen değil, göl çevresinde tekrar eden ekolojik hareketliliğin de geçici bir kaydı.
Burtynsky’nin bu fotoğrafı da Antroposen görselliğinin nasıl işlediğini gösteren bir başka güçlü örnek. İlk bakışta doğanın kendi iç dinamikleriyle oluşmuş gibi görünen bu yüzey, aslında insan faaliyetlerinin dolaylı etkilerinin şekillendirdiği kırılgan bir ekosistemin parçası. Gölü çevreleyen arazilerde yaşanan toprak bozulması, aşırı otlatma, ormansızlaşma ve bölgedeki madencilik faaliyetleri, gölde biriken tortu miktarını artırarak suyun giderek sığlaşmasına yol açarken, sanatçının yukarıdan ve mesafeli bakışı, bu karmaşık çevresel süreçleri tek bir yüzeyde hep birlikte değerlendirmemizi mümkün kılıyor. Böylece fotoğraf, doğayı romantize eden bir peyzaj temsili olmaktan çıkıp, insan ile yeryüzü arasındaki karşılıklı etkileşimin izlerini taşıyan bir anlatıya dönüşüyor. Antroposen görselliği açısından bakıldığında da bu tür bir manzara fotoğrafı, gezegen üzerindeki dönüşümlerin çoğu zaman doğrudan gözlemlenemeyecek ölçekte gerçekleştiğini ve ancak bu tür geniş ölçekli bakış açılarıyla kavranabildiğini hatırlatıyor. Bu nedenle burada izlediğimiz şey yalnızca bir göl manzarası değil, insan faaliyetlerinin doğal sistemlerle iç içe geçerek oluşturduğu yeni bir çevresel gerçekliğin görsel bir ifadesi.
Edward Burtynsky: Dönüşen Yeryüzü sergisi, Borusan Contemporary’nin uluslararası sanat üretimini yerel bağlamla buluşturma konusundaki uzun soluklu yaklaşımının dikkat çekici bir devamı niteliğinde.
Sanatçının Türkiye’de çektiği 36 fotoğraf arasında yer alan bu üç kare, yalnızca belirli coğrafi manzaraların belgesi değil, aynı zamanda insan faaliyetlerinin yeryüzü üzerindeki estetik açıdan büyüleyici ama aynı ölçüde düşündürücü izleri. Tam da bu nedenle sanatçının işleri, Antroposen çağında peyzajın artık yalnızca “doğal” bir manzara olmadığını, insan ile yeryüzü arasındaki karmaşık ilişkinin görsel bir kaydı hâline geldiğini hatırlamamıza yardım ediyor. Borusan Contemporary’nin bu üretim sürecine alan açması ise, küresel ölçekte tartışılan bu çevresel meselelerin Türkiye coğrafyasındaki somut karşılıklarını görmemize imkân tanıyan önemli bir kültürel girişim.
1- Marcus Schubert, “Burtynsky: Dönüşen Yeryüzü,” Edward Burtynsky: Dönüşen Yeryüzü sergi kataloğu, İstanbul: Borusan Contemporary, 2024, s. 13.
2- Edward Burtynsky: The Industrial Sublime, Frist Art Museum, Nashville, https://fristartmuseum.org/exhibition/edward-burtynsky-the-industrial-sublime/ (Erişim: 16.03.2026).
3- Jennifer Peeples, “Toxic Sublime: Imaging Contaminated Landscapes,” Environmental Communication, Cilt 5, Sayı 4, Aralık 2011, ss. 373–392.
4- Nicholas Mirzoeff, “Visualizing the Anthropocene,” Public Culture, Cilt 26, Sayı 2 (73), Nisan 2014, ss. 213–232.
YAZAR HAKKINDA
Rumeysa Kiger sanat eleştirmeni ve araştırmacıdır. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde, yüksek lisansını İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi programında tamamlamış; halen İstanbul Teknik Üniversitesi Sanat Tarihi programında doktora tezini sürdürmektedir. 2018 yılında kurduğu “Çok İyi İşler”, Instagram’da sergiler ve sanat etkinlikleri üzerine içerikler üreten bir dijital sanat yayınıdır.