Blog

Sohbetler: Margot Norton

29 Ağustos 2019 Per

Borusan Contemporary’de 2016’da gerçekleştirilen, “Mika Tajima: Esir” sergisinin misafir küratörü.

NAZ CUGUOĞLU
nazcuguoglu@gmail.com

Küratörün bir kurumun koleksiyonuna davet edilmesi çeşitli anlamlara gelebilir: Bir diyalog veya monolog, mevcut anlatıları yeni anlamlar ile tekrar tanımlamak ya da yeniden şekillendirmek için içlerini boşaltmak. Bu işbirlikleri, her iki tarafın da yatay düzlemde müttefikler olmasını, cömertliği gerektiriyor. Ancak bu şekilde kırılmış ilişkilerden oluşan dünyamızda bir alt-paylaşım müştereği mümkün oluyor..

Borusan Contemporary, son altı yıl içinde, bu olasılıkların doğması için giderek büyüyen yeni medya sanat koleksiyonuyla çalışmak üzere yedi küratörü bünyesine davet etti. Bu konuşma dizisi, her zaman dönüşmekte olan bir şehirde, mekâna özgülük ve zamansallıkla işaretlenmiş bu birleşme ve ilişkiler ağına verilen bir cevap niteliğinde.
– Naz Cuguoğlu

Naz Cuguoğlu: Japon-Amerikalı sanatçı Mika Tajima işlerinde insan bedenini şekillendirme ve kontrol etmeyi amaçlayan teknik ve teknolojilerle çalışıyor; sanatçının ilgilendiği konular arasında mimari sistemler, ergonomik tasarım ve psikografik veri var. Bütün bu temalar Türkiye’nin güncel sosyo-politik iklimi için oldukça önemli. Tajima’nın işlerini Borusan Contemporary’de göstermeye nasıl karar verdiniz? Sergiye dahil edilecek dört işe karar verme süreci nasıl gelişti?

Mika Tajima, İnsan Sentezi (Tokyo) , 2017.
Fotoğraf: Özge Balkan

Margot Norton: Fiziksel ve sanal benliklerimizle ilişkilenen güç ve kontrol ağları hem Türkiye hem de Tajima’nın yaşadığı ABD ve daha birçok ülke için kesinlikle önem kazanmış temalar. Teknolojinin bizimle ilgili verileri toplama yöntemleri düşünüldüğünde Tajima’nın işleri özellikle günümüzde daha da anlamlı hale geldi; hangi Instagram postuna kaç dakika baktığımızın kaydedilmesi, medyada gördüğümüz görsellerin gelecekte yapacağımız bir alış-verişi ya da siyasi görüşü nasıl etkileyeceğini analiz edilmesi ve hatta gelecekteki his ve duygularımızın şekillendirilmesi veri kullanımlarının birkaç örneği.

Sergideki işlerin hepsi sergi açılışından evvelki üç yıl içerisinde üretilmişti. İşlerden biri Human Synth (Istanbul) (2018) ilk defa bu sergide gösterildi. Sergi aracılığıyla yakın geçmişte üretilmiş dört farklı işin merkeze aldığı temalara birlikte bakmak mümkün oldu ve böylece çevremizi saran görünmez güçlerin hayatımızı nasıl etkilediği, beden ve davranışlarımızın nasıl düzenlendiği üzerine düşünmek mümkün oldu.

NC: Borusan Contemporary’nin mekanında çalışmak nasıldı? ‘Perili’ bir köşkün mimari tasarımı içerisinde olmak, Boğaz gibi önemli bir psikocoğrafik yerde olmak sizin için ne ifade etti? Tajima’nın ilgilendiği temalarla ve sergideki işlerle bu özellikler nasıl bir etkileşim içerisindeydi?

MN: Serginin tasarımı üzerine düşünürken Tajima ve ben binanın özgün mimarisiyle çalışmayı önemsedik; katların birbirinden ayrı olması, bölünmüş alanlar Tajima’nın işleri için üç ayrı ortam yaratmamızı kolaylaştırdı. Her odadaki ışıklandırma birbirinden çok farklıydı. Örneğin dördüncü kat daha kapalı bir alan ve alanı çevreleyen dört beyaz duvar, Tajima’nın Meridyen (İstanbul) (2018) işi için çok iyi işliyordu. İkinci katta mekanı ikiye böldük: bir tarafta İnsan Sentezi (İstanbul)  işi ile daha karanlık, düşüncelere dalmaya teşvik eden bir alan yaratmayı amaçladık, içine gömülebileceğiniz puflar sayesinde bu işi seyrederken rahatlayabiliyordunuz. Diğer tarafta ise Pranayama E (2017), Sosyal Sandalye (2017), ve Force Rouch (Manu Dextra Sinistra, Horizontal) (2018) yer alıyordu. Bu ikinci alanı aydınlık bir şekilde kullanarak ofis ortamlarının sert ışığını taklit ettik. Bu ortamları yaratarak izleyicilerin mimariyi farklı şekillerde tecrübe edebilmesini sağlayarak mekanı ve mekanın önerdiği imkanların farkına varmalarını sağladık.

Ayrıca Borusan Contemporary’nin şehirdeki konumu da oldukça ilginç: Çatalca yarımadasının ortasında yer alıyor, kuzey ve güneyin tam merkezinde, Avrupa ve Asya kıtalarını birbirine bağlayan aksın üzerinde, Boğaz’ın tam kenarında. Borusan Contemporary’nin bu merkezi konumu, Tajima’nın birçok işi için önemli bir çerçeve çiziyor: İnsan Sentezi (İstanbul) (2018) ve Meridyen (İstanbul) (2018) şehrin sosyal medya feedlerinden veri topluyor.

 

NC: Özellikle Gezi Hareketi sonrasında Twitter’ın İstanbul’daki kolektif hareket için önemini düşünecek olursak bu iki işi birlikte gösterme fikri ayrı bir değer kazanıyor. Bu işleri görmeyenler için işleri biraz daha detaylı anlatır mısınız? Bu karar nasıl verildi? Bu işlerin ortaya koyduğu analizler İstanbul’daki kolektif hislerle ilgili neler söylüyor? Genel ruh hali nasıl?

MN: Bu işlerin arasında ilginç bir fark var: Meridyen (İstanbul) (2018) sosyal medyadaki insani hislerin rakamlaştırılmış ve toplanmış haline tepki veriyor. İnsan Sentezi (2018) ise verileri toplayarak işliyor ve gelecekte insan duygularının gideceği yönü tahmin eden bir algoritmayla çalışıyor. Meridyen (İstanbul), İstanbul’daki gerçek zamanlı Twitter feedlerini temel olarak alan algoritmik tahminler, dili işlemek için doğal eğilimleri kullanarak veriyi dönüştürüyor ve ışık renklerine aktarıyor. İnsan Sentezi (İstanbul), kolektif his yönelimlerini tahmin ettikten sonra bu hisleri şekil, yön, hız ve dumanın rengine dönüştürüyor.

Meridyen (İstanbul) daha önce New York ve Tokyo’da gösterildi. Her gösterimde iş sergilendiği yere göre farklılıklar gösterdi ve şehirde o sırada olan olaylardan etkilendi. Kolektif his ne kadar karmaşıksa Meridyen’in ışıkları o kadar parlaktı ve İnsan Sentezi’in dumanı o kadar sertti. İstanbul’da sadece sergi açılışı sırasında bulunmuş olduğum için işin sergi süresince aldığı farklı halleri tecrübe etme şansım olmadı ama tahmin ediyorum ki serginin açık olduğu zaman oldukça büyük değişimler yaşandığı bir zamana tekabül ediyordu.

NC: Serginin isminden (Esir) bahsedebilir misiniz? Bu isim teknoloji ve veri kavramlarıyla nasıl ilişkileniyor?

MN: Antik dönem ve orta çağ bilim kaynaklarına göre esir evrende dünyanın üzerindeki alanı dolduran, ışık ve elektromanyetik dalgalar yayan, elle tutulamayan bir madde. Serginin ismi aracılığıyla Tajima kalıcı olmadığı düşünülen bu maddeyle dijital dünya arasında bir ilişki kurdu. Teknoloji ve verinin görünmez olduğu düşünülse de aynı esir gibi çevremizde her yerde. Tajima’nın işleri dijital olan esiri bir malzeme olarak işlerine dahil ederek görünüşte maddesel olmadığını zannettiğimiz, günlük hayatımızdaki algılarımızı, seçimlerimizi, duygularımızı güç yapılarını görünür kılıyor.

NC: Röportajlarınızdan birinde, ‘Sanat izleme tecrübesinin ne olabileceğiyle ilgili beklentileri aksatan, bu beklentileri genişleten projeler üzerinde çalışmakla ilgileniyorum,’ demişsiniz. Sanat halihazırda kabul ettiğimiz anlatımları nasıl aksatabilir ya da karmaşıklaştırabilir? Bunu yapmak için ne gibi yöntemler kullanabilir? 21. yüzyılda ya da bilinmeyen bir gelecekte sanat tecrübesi ne olabilir?

MN: Daha dün New Museum’daki yeni sergilerle ilgili düzenlediğimiz turda müzeyi ilk defa ziyaret eden bir izleyicimiz bana ‘bu, müzede görmeyi bekleyeceğim bir iş değil,’ dedi. Benim için bu olabilecek en büyük iltifat; geleneksel sanat izleme ve tecrübe yöntemlerinin sınırlarını zorlayan sanatçılarla çalışmakla ilgileniyorum. Sanat izlemenin değişen koşullarıyla çalışan sanatçıların bu koşulları güncellemeleri ve belki de bilinmeyen bir geleceğe taşımalarını, sanat ve müzelerin tanımlarını genişletmelerini önemsiyorum.

Örneğin, şu anda New Museum’da gösterdiğimiz dört sanatçı, heykel yerleştirme, video, resim ve örgü alanlarında olabilecekleri sorguluyor. İki örnek vermem gerekirse Marta Minujín ve Mika Rottenberg’den bahsedebilirim. Minujín’in La Menensunda Reloaded adlı sergisi, izleyiciyi içine alan bir ortamın yeniden yaratılmasından oluşuyor. Efsaneleşmiş bu iş ilk defa Buenos Aires’te 1965’te gösterildi. Karmaşık bir labirentten geçen izleyiciler neon tabelaların aydınlattığı bir tünelden geçiyor, yatakta bir çift görüyor, makyözlerin servis verdiği bir güzellik salonundan geçiyor. Bu iş sanatçılar tarafından yapılmış ilk büyük ölçek ortamlardan biri; Minujín’in bugünün ortamlarıyla ilgilendiği ve günümüzde sosyal medyada tecrübenin yoğunlaşması alanında yaşananları öngördüğü söylenebilir.

İkinci katta da Mika Rottenberg’in yakın zaman işlerinden bir seçki var. Rottenberg, absürdist satiri kullanan video ve yerleştirmeler üreterek günümüzün meseleleriyle eleştirel bir bağlamda ilişki kuruyor. Sergide ilk defa gösterilen bir iş, Spaghetti Blockchain. İnsanlar ve maddi dünya arasında sürekli gelişmekte olan ilişkiyi ele alan bu işin yanı sıra sanatçının yakın geçmişte ürettiği video ve kinetik heykeller, videolarının anlatımlarını genişleten yerleştirmeler Rottenberg’in işlerindeki dezoryantasyon unsurunu daha da şiddetlendiriyor. İşleri aracılığıyla görünüşte önemsiz ya da elle tutulamayan nesnelerin ve pratiklerin iklimimizi, sosyal yapıları, iletişim yöntemlerimizi ve birbirimizle iletişim kurma biçimlerimizi nasıl etkilediğini sorgulayan Rottenberg, var oluşumuzdaki anlatamadığımız ya da tahayyül edemediğimiz unsurları ön plana çıkarıyor.

 

NC: Küratör Jamillah James ile birlikte 2021 New Museum Trienali’nin küratörlüğünü yapıyorsunuz. Şu ana kadar araştırma işbirliğiniz nasıl geçti? Trienalle ilgili vizyonunuz nedir?

MN: New Museum Trienali’nin küratörlüğünü Jamillah James ile birlikte yapıyor olmaktan onur duyuyorum; James, Los Angeles’teki Institute for Contemporary Art’ın küratörü ve kendisine büyük bir saygı duyuyorum. Şu ana kadar birlikte seyahat ettik ve sergi için araştırma yaptık; sergi New Museum’da 2021 baharında açılacak. Sergi için bir temamız yok ama şimdilik ucunu açık bırakmak istiyoruz. 2 sene içinde çok şey olabilir! Serginin nasıl şekillenebileceğine dair diyalogumuz devam ediyor ve gelişmelerle ilgili oldukça heyecanlıyız!

 

NC: Bugünlerde başka hangi konularda araştırma yapıyorsunuz? Gelecek projelerinizden bahseder misiniz?

MN: Yakın zamanda birçok proje gerçekleştirdim. Venedik Bienali’nde, Arsenale’deki Gürcistan Pavyonu’nda sanatçı Anna K.E. ile gerçekleştirdiğim proje 24 Kasım’a kadar görülebilir. New Museum’da iki serginin küratörlüğünü yaptım: yukarıda bahsettiğim Mika Rottenberg ‘Easypieces’ sergisi 15 Eylül’e kadar açık olacak ve Ekim’de Şikago’daki Güncel Sanat Müzesi’ne gidecek. Diedrick Bracken’in örgü işlerinden oluşan ‘darling divined’ sergisi de 2020 Şubat’ında Los Angeles’taki Marciano Vakfı’nda ve 2020 Temmuz’unda Austin, Teksas’taki Blanton Müzesi’nde gösterilecek. Ayrıca New Museum’da yardımcı küratörlük yapan Natalie Bell ile birlikte Atina’da Haziran ayında açılmış olan bir karma sergi düzenledik. Bu sergi New Museum ve Deste Vakfı arasındaki işbirliğinin sonucu ve Benaki Müzesi’nde gerçekleştirildi. ‘The Same River Twice’ adlı sergi 31 sanatçının işlerinden oluşuyor; Atina’da yaşayan farklı kuşak ve uluslardan sanatçıların işlerinin gösterildiği sergi 22 Eylül’e kadar görülebilir.

Mayıs ve Haziran ayında bütün bu projeler açıldıktan sonra ailemle ufak bir tatile gittim ve şimdi de bütün dikkatimi 2021 Trienali’nin araştırma sürecine verdim. Bu araştırma sürecinde Brezilya, Türkiye, Yunanistan, Arjantin, Çek Cumhuriyeti ve Gürcistan’a seyahatlerim olacak. Kuzey ve Güney Amerika’ya, Karayipler’e seyahatler yapacağım. Aynı zamanda Meksikalı-Amerikalı sanatçı Carmen Argote’nin bir sergisinin küratörlüğünü yapıyorum; ‘As Above So Below’ adlı sergi 17 Eylül’de New Museum’da açılacak.

 

YAZAR HAKKINDA
Küratör ve yazar Naz Cuguoğlu İstanbul ve San Francisco’da yaşamakta ve çalışmaktadır. Collective Çukurcuma küratoryel kolektifinin ve araştırma projesi IdentityLab’in eş kurucusudur; Zilberman Gallery’nin proje yöneticiliği yapmıştır. Cuguoğlu’nun katkıda bulunduğu sanat yayınları arasında, Art Asia Pacific, Hyperallergic, ve İstanbul Art News sayılabilir. Psikoloji alanında lisans eğitimini ve Sosyal Psikoloji alanında yüksek lisans eğitimini  Koç Üniversitesi’nden alan Cuguoğlu, şu anda California College of the Arts’daki Küratoryel Pratik departmanında akademik çalışmalarına devam etmektedir. Cuguoğlu’nun eş küratörlüğünü yaptığı sergiler arasında: Anger is a solution, if anger means kittens (D21 Kunstraum Leipzig, 2018), Hayaletler (Red Bull Art Around Arnavutköy, Istanbul, 2018), Huzursuz Anıtlar (Zilberman Gallery, Istanbul, 2018), Bilgelik Evi (farklı mekanlar, Nottingham, 2018; 15. Istanbul Bienali’nin kamusal programı; Framer Framed, Amsterdam; Dzialdov, Berlin; 2017), Survival Kit (Cultural Transit Foundation, Yekaterinburg; Space Debris, Istanbul; 2017), Asimetrik Bağ (COOP Gallery, Nashville; Mixer, Istanbul; 2016), ve İskenderiye’den Sonra Tufan (5533 ve Recai Mehmed Efendi Kütüphanesi, Istanbul, 2015) sayılabilir.

Sayfayı Paylaş