Blog

Floresan Kaçış Çizgileri ve Bazı Sorular

16 Mayıs 2024 Prş

Rana Kelleci, Niko Louma’nın “Dijital Mitolojiler” sergisindeki “Symmetrium 2” isimli eseri üzerine bir makale kaleme aldı.

Loş bir cumartesi. Yağmur aralıksız devam ediyor. Boşaltılmış ofis masalarının arasında geziniyorum. Perili Köşk’ün boğaza sırtı dönük duvarlarına asılmış eserlere bakarken arada durup en az bir resim kadar cezbedici olan boğaz manzarasını izliyorum. Grinin tüm tonları deniz ve gökyüzü arasında kapışılmakta.

Ofisler geniş ve aydınlık olsa da kapalı havadan ötürü ışıklar açılmış. Karşımda boğaza açılan iki pencerenin arasına yerleşmiş olan Niko Luoma’nın Symmetrium 2 adlı yapıtı duruyor. Dikkatimi çeken ilk şey eserin parlak yüzeyine yansıyan çizgiler hâlindeki tavan aydınlatmaları oluyor. Yapıt, sanatçının fotoğraf çekme aşamasında çeşitli fotoğrafik manipülasyonlar yaparak ortaya çıkardığı dikey ve yatay, sicimvari çizgilerin birlikteliğinden oluşuyor. Bu gelişigüzel görünen birliktelik izleyeni içine çeken bir derinlik yaratıyor. Karanlık bir tünelde gidiyormuş gibi ileriye doğru bir hareketi imleyen ofis ışıkları da yüzeye beyaz çizgiler hâlinde yansıyarak derinlik hissini pekiştiriyor; ister istemez eserin açtığı algı alanında söz sahibi oluyorlar.

Esere dikkatle baktığımda çizgilerin önce elle çizildiklerini sonra üzerlerinden silindiğini düşünüyorum, zira keskinlik taşımayan çizgilerde bir elin varlığı duyumsanıyor. Oysa sanatçı bu görüntüyü fotoğraf tekniğinin temel yöntemleriyle oynayarak ortaya çıkarmış. Luoma fotoğrafın ana malzemesi olan ışığa, fotoğraf yüzeyine (filme) düşmeleri için farklı sürelerde izin vererek -çoklu pozlama tekniğini kullanarak- katman katman çizgiler oluşturmuş. Kendisi bahsi geçen eserin dahil olduğu Symmetrium serisi hakkında yazdığı metninde ışığı, bir ressamın renkleri tabaka tabaka kullanması gibi kullandığını söylüyor. 1   Işığın boya, fırça gibi bir malzeme olarak ele alınması zihnimi, ışığın daha önce bilinmeyen özelliklerini ortaya çıkaran ve ışıkla imge oluşturmanın yolunu keşfeden camera obscura cihazına götürüyor.

Niko Louma, “Symmetrium 2”, 2009.

Fotoğraf: Hadiye Cangökçe.

Floransa’daki San Giovanni Vaftizhanesi’ne ait kayıp bir resme Filippo Brunelleschi’nin perspektif tekniğinin uygulanması, Kaynak: Kunsthistorisches Enstitüsü, Floransa, Max-Planck-Enstitüsü.

Floransa’daki San Giovanni Vaftizhanesi, Ralph Lieberman, Kaynak.

Arap matematikçi ve optik bilimci İbnü’l Heysem’in icat ettiği bu cihaz lineer perspektif tekniğinin ve fotoğraf makinesinin de atası. Camera obscura üzerine tek bir iğne deliği açılmış karanlık bir kutu (hatta bir oda da olabilir). Işık bu tamamen karartılmış kutuya açılan iğne deliğinden geçerek dünyadaki görüntülerin oldukları gibi (sadece başaşağı şekilde) karşı yüzeye yansımasını sağlar. İtalyan mimar Brunelleschi bu cihazdan hareketle resimde lineer perspektif tekniğini geliştirdi, mimar ve teorisyen Alberti perspektifle bir resmin nasıl kurulacağını teorileştirdi ve İtalyan Rönesansı’nın sanatçıları görünen dünyayı resim yüzeyine en gerçekçi şekilde aktarabilmek için bu buluşlardan faydalanmaya başladılar. Lineer perspektifle kurulan resimler giderek dünyanın izleyicinin görüş açısına göre şekillendirildiği bir görme biçimine evrildi. 2 Yakın dönemde bu görme biçiminin Avrupa merkezli anlatılar ve kolonyalist bir düzen kurmakla bağlantısına dair ufuk açıcı argümanlar da ortaya atıldı. Ancak yazının kapsamı açısından bu bilgiyi yanlızca görme biçimi dediğimiz kavramın neden konuşmaya değer olduğuna dair bir içgörü olarak bırakmakla yetinelim.

Niko Louma, “Symmetrium 2”, 2009.

Fotoğraf: Rana Kelleci.

Niko Luoma’nın eserinin yüzeyine ofisin aydınlatmaları gibi izleyici olarak benim bedenim de yansıyor. Bir karaltı hâlinde eserin merkezindeyim. Tavandan bana doğru uzanan ışık çizgileri, bir ressamın gerçekçi bir kompozisyon kurarken tuvaline çizdiği perspektif ya da kaçış çizgilerine benziyor. Kaçış çizgileri, bakış tuvalde nereye odaklansın isteniyorsa oradan başlatılır ve bir piramit şeklinde tuvalin uçlarına doğru uzatılır. En temel seviyede gözümüzün uzaktaki nesneleri daha küçük, yakındakileri ise daha büyük görmesini taklit eden bu teknik bir gerçeklik yanılsamasını hedefler. Çünkü aslında bir mekân olmayan iki boyutlu resim yüzeyinde üç boyutlu bir mekân oluşturmak için doğal olarak gözü yanıltmak, görme duyusunu manipüle etmek gerekmektedir.

Camera obscura’nın açtığı yoldan ilerlediğimizde perspektiften sonra varacağımız durak fotoğraf makinesi olur. Fotoğraf da icadından itibaren gerçekliği objektif bir şekilde yansıttığı iddiası ile hep tartışmalı bir konum tutmuştur. Burada fotoğrafın gerçeklik yanılsaması yaratmak gibi bir niyetinin olup olmadığının mecranın siyasi ve ideolojik araçsallaşması üzerine bambaşka bir alan açacağını da not düşmek gerekir. Neticede ister fotoğraf, ister perspektifle kurulmuş bir resim olsun, her gerçekçi imge gerçek mi yoksa imge mi olduğu ile ilgili bir soru barındırır. Gerçekçi bir imgeye bakarken gerçeklik tartışmaya açık hâle gelir.                     

Bu görülen gerçek midir?
Neler görünürdür, neler görünür değildir?
Görülen kime göre gerçektir?
Neden gerçektir veya değildir?
Görülenlerin dışında bir gerçekliğe yer var mıdır?

 

 

Niko Louma, “Symmetrium 2”, 2009.

Fotoğraf: Rana Kelleci.

Symmetrium 2’nin parlak yüzeyinde de bakan kişi kendisiyle karşılaştığında, bakan kişinin konumu ile gerçeklik arasındaki bağlantı görünür olmaya, soruların doğmasına elverişli bir alan açılmaya başlar. Yani eserin açtığı alanda kişi kendi bakışının farkına varabilir, o bakışı anlamaya çalışabilir, ve gerçekliğe bakmanın farklı yolları olabileceği düşüncesiyle önünde yeni zihinsel patikalar açılabilir.

Nasıl bakıyorum?
Nasıl bir konumdan bakmaya alışkınım?
Bakışımı benim dışımda neler etkiliyor?
Bakışımı benim dışımda neler etkiliyor?
Gözlerim nasıl koşullandırmalara sahip?
Baktıklarımı nasıl görmeye yatkınım?

Eser yüzeyine yansıyan ofisin tavan aydınlatmaları ise eserin karşısında şimdi ve buradalığımızın altını çizer.

Şu anda ve burada nasıl bir gerçekliğin içindeyim?
Bu esere bakmakta olan
ben, bugün kim olarak burada duruyorum? ...

Luoma Symmetrium serisi hakkında şunları yazıyor: “Aklımda bir fotoğrafın hiç olamayacağı bir şeyi yaratmak vardı. Geçmişten arınmış, soyut ve ilk kez görülen; yalnızca temsil ettiği şimdiki zamanla ilişkide olan bir görüntü. … Fotoğrafın kendine ait bir şimdisi olsun, her zaman açık olsun istedim. Symmetrium serisi varolmakla ilgilidir.” 3 Denebilir ki Luoma’nın fotoğrafının şimdisinde, izleyenin şimdisi de mekânın şimdisi de kucaklanmakta. Benim bu sergiyi ve bu eseri izlerkenki şimdi’m, Perili Köşk’ün şimdisi, diğer ziyaretçilerin, katlardaki güvenlik görevlilerinin şimdileri...

Luoma’nın kompozisyonuna ofis mekânının şimdisinden eklenen floresan kaçış çizgileri bir yandan derinliği güçlendirirken bir yandan da izleyici olarak bulunduğunuz yeri hatırda tutmanızı salık veriyor. Yani mekânda bulunuşunuzu hatırlatıyor, etrafınızdaki boş masaların, ayağınızın altındaki gri halı kaplamasının, boğazın kıyısındaki bu loş cumartesi öğlenindeki konumuzun bilincine geri çağırılıyorsunuz. Müze görevlileri yavaş adımlarla sergi alanını katediyor, sahil yolundan arabalar gelip geçiyor, ışık devinmekte olan dalgaların sırtında grinin tüm tonlarına bürünmeye devam ediyor.

 

2- Belting, Hans. 2012. Floransa ve Bağdat Doğu ’da ve Batı’da Bakışın Tarihi. Çev. Zehra Aksu Yılmazer. İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları.

 

YAZAR HAKKINDA
Rana Kelleci
Rana Kelleci (1994, İstanbul) yüksek lisans eğitimini Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nde tamamladı. 2015’ten bu yana Sanat Dünyamız ve Milliyet Sanat’ın aralarında bulunduğu çeşitli basılı ve çevrimiçi yayınlara, sergi yayınlarına yazılarıyla katkıda bulunmaktadır. Farklı disiplinleri kapsayan sanat üretimlerine İstanbul’da devam etmekte, sanat pratiğinin yanı sıra küratöryel projeler yürütmekte ve Sabancı Üniversitesi'nde öğretim asistanı olarak çalışmaktadır.

Sayfayı Paylaş